BOZÜYÜK

           Savgarın tükenir anlatsa sesi,

               Tarihe geçmeyen Bozüyük’ün nesi?

               Bundandır İnönü Metris Tepesi,

               En büyük kıymetler sende var Bozüyük.

 

 İlimizin en büyük ilçesi olan Bozüyük’ü görmenin heyecanı içinde ilerliyoruz. Doğaya zarar vermemek için genişletilmeyen dar ve dönemeçli yollar, bizi biraz zorlasa da dinlendiren su sesi, bizi hayran bırakan yeşilliği ve Yorulduysanız gelin, dinlenin!’ der gibi duran kır restoranlarını görünce, her şeyi unuttuk.

 

          Geçmişi M.Ö.3000’li yıllara kadar uzanan ve birçok uygarlığın hüküm sürdüğü, yüzyıllar boyunca insanlara kucak açan ilçemiz,  ülkemizin üç metropol şehri olan İstanbul, Ankara ve İzmir’in ortasında bulunmaktadır.

 

       Eski adı ‘ Lamunia ‘ olan Bözüyük, bugünkü adını görünüşü boz renkte olan , höyüğe benzeyen, şehrin kuzeybatısında bulunan tepeden almıştır.

    

       Tarihte sırasıyla Friglerin, Perslerin, Roma İmparatorluğu’nun ve daha sonra da Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş, Selçukluların Anadolu’yu işgalinden sonra Bozüyük, Sultaneli Uç Beyliği’ne bağlı bir nahiye olmuştur. Sultanönü, Osmanlı sınırlarına katılınca önce Söğüt’e; Ertuğrul Livası kurulunca Söğüt’ün nahiyesi olarak bu livaya bağlanmıştır.

Kurtuluş Savaşında Batı Cephesi komutanlığına bir süre cephe karargâhlığı yapan Bozüyük, İnönü Savaşları sırasında işgale uğramış; 4 Eylül 1922’de kahraman Türk ordusu bu ilçemize ebedi bağımsızlığını kazandırmıştır. 1926 yılında da Bilecik’e bağlı bir ilçe olmuştur.   

 

        Kekik kokar tava içi gibi ovası, tadı damakta kalan bal kabağı……

   Sanki bülbülyuvası, bu ovada yetişir armudu, vişnesi, elması…

 

       Zümrüd olmuş dağlarının yeşili, dağlık olan ilçenin üstünü örtmüş

 

Kışın ise tabiat ananın sunduğu beyaz örtü, engebeli araziyi bürümüş.

       İlçeye can veren Karasu üzerindeki alabalık tesisi, ilçe ekonomisine katkı sağlamıştır. Adını, Türklerin en eski atası olan Oğuz Hanın oğlundan alan Dodurga’daki Baraj Gölü’nde de sazan tatlı su balığı bulunmaktadır.

         Seramik cenneti Bozüyük, Türkiye seramik üretiminin % 30’unu karşılamaktadır,  farklı sanayi kollarıyla da  önde gelen ilçelerimizden biridir.

         İlçenin, gelişmiş ve modern görüntüsünün yanında,  marangoz ustalarının tüm hünerlerini ortaya koyduğu, eski Bozüyük evlerini görüyoruz.

Cumhuriyet Meydanı’ndaki 1525–1528 yılları arasında Kanuni’nin komutanlarından Kasım Paşa tarafından yapılan, camisi, şadırvanı ve imareti bulunan Kasımpaşa Külliyesi’nin önünde, bizi şaşkın bakışlarıyla izleyen ve yaşadıklarını yüzündeki çizgileriyle bize anlatmaya çalışan dedeyi görünce elini öpmek geliyor içimizden ve ona doğru yöneliyoruz, suskun, ağzından dökülenleri dinliyoruz:   

 

         Bozüyük ve çevresi Kurtuluş Savaşı’nda harp sahasıydı. Bu sahanın insanları yaşlısıyla, genciyle, kadınıyla bu savaşa katılmış, hiçbir millete nasip olmayacak bir kahramanlık ve özveri örneği göstererek birçok şehit vermiştir.

Şehitlerimize gönül borcumuzu ödemek için onları ziyarete gittik.

 

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı

Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı

Verme dünyaları, alsan da bu cennet vatanı

 

Metristepe… Atatürk’ün Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’ye  ‘’Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz.’’ dediği yer.

 Anıt, düşmana karşı batı cephesinde ilk defa düzenli orduyla karşı koyan Türk askerinin zaferinin çelikleşmiş bir ifadesi olarak, bütün heybetiyle karşımızda duruyordu. Anıta bakarken İnönü Ovası’nı karşımıza alıp bir an dalıyoruz… 

 

Düşmüşüz toprağa, şehit düşmüşüz

İlk ve son hikâyemiz…

Nasıl düşünmeyiz toprağı biz,

Canımız, kanımız pahasına döğüşmüşüz…

 

 

İçiniz yanmasın, uzakta kaldım diye,

Göğsümü siper ettim, yurdu kurtarmak için

Çünkü şehit olarak gömülmek bu vatana,

Şerefli bir taç olur her kahramana!

Bozüyük tarihinde bir altın  yaprak çevriliyor 20 Mayıs 1926 günü. Atatürk Bozüyük’e ilk kez Cumhurbaşkanı sıfatı ile geliyor, trenden inerek ilk adımını atıyor.

10 Haziran 1930’da köşke gelen Atamızın, bastığı topraklara basmak, soluduğu havayı solumak, ancak buraya gelip bunu yaşayanların tarif edeceği bir şeydi.

 

Ziyaretimiz halka ve devlete yararları olan,  1288 yılında vefat eden, Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde çok önemli bir yere sahip dervişlerden biri olan Kumral Abdal Türbesiyle son buluyor.

 

                           

Tarihin derinliklerinden sıyrılıp, Bozüyük’ün doğasını keşfe çıktık.

 

            

Haftanın tüm yorgunluğunu üzerinizden atıp ailenizle birlikte, pazar gününüzü şenlendirmek için uğramadan geçmeyin!

   

   

               Havası suyu eşsizdir,

               İnsanı kendinden geçirir,

               Güzel kokar meşesi çamı ,

               Ne güzeldir Türbin Mesire Alanı!

Ben yaylayı gezerim,

Yeşilleri severim

Sofular yaylasını,

Ben durmadan gezerim.

 

Yaylanın hasını gördünüz mü?